Keytruda kaç sene kullanılır? Kayseri’de bir hastane koridorunda başlayan hikâye
Bugün sizlerle “Keytruda kaç sene kullanılır” konusunda işinize yarayabilecek bilgileri paylaşacağız.
Sabahın erken saatlerinde Kayseri’nin soğuğu
Kayseri’de sabahlar her zaman biraz serttir. Hava soğuk olur ama insanın içini üşüten şey çoğu zaman hava değildir. O sabah da öyleydi. Ceketimin cebine ellerimi sokup hastaneye doğru yürürken, nefesimin buharı önümde ince bir perde gibi dağılıyordu. İçimde garip bir sıkışma vardı; ne tam korku diyebiliyordum ne de umut. İkisinin arasında, adı konmamış bir bekleyiş.
Annemin randevusu vardı. O gün ilk defa “immunoterapi” kelimesini bu kadar yakından duyacaktım. Daha önce sadece internetten okuduğum, anlamını tam kavrayamadığım bir kelimeydi. Ama artık hayatımızın içindeydi.
Hastane koridorunda bekleyiş
Koridorlar her zaman aynı kokar. Dezenfektan, telaş ve sessiz endişe. İnsanlar oturur ama aslında hiçbiri gerçekten oturuyor gibi değildir. Herkesin aklı başka bir odadadır.
Doktorun kapısı açıldığında annemin adını söylediler. İçeri girerken bana bakıp gülümsedi ama o gülümsemenin altında bir kırılganlık vardı. Sanki “merak etme” demek istiyordu ama kendisi de emin değildi.
İçeri girmedim. Dışarıda kaldım. O an, beklemekle öğrenmek arasında ince bir çizgi olduğunu hissettim.
Bir süre sonra doktorun odasından çıkarken annemin yüzü biraz daha farklıydı. Ne tamamen kötü ne de tamamen iyi. O gri alan insanı en çok yoran yerdi zaten.
O gün ilk kez Keytruda ismini duydum.
Doktor sakin bir sesle anlatıyordu. “Bağışıklık sistemini güçlendirerek çalışıyor” diyordu. Ama benim aklımda tek bir cümle dönüp duruyordu: Bu ilaç ne kadar süre kullanılacak?
“Keytruda kaç sene kullanılır?” sorusunun ilk yankısı
O akşam eve döndüğümüzde annem mutfakta sessizce çay koydu. Ben ise odama çekilip defterimi açtım. Günlük tutarım. Her şeyi yazmaya çalışırım çünkü bazı şeyler konuşulunca değil, yazılınca hafifler.
O sayfaya tek bir cümle yazdım:
“Keytruda kaç sene kullanılır?”
Sonra uzun süre o cümleye baktım. Sanki cevap satır aralarında gizliydi.
İnternette okuduklarım kafamı daha da karıştırdı. Kimi iki yıl diyordu, kimi hastalığın seyrine göre değişir diyordu. Ama hiçbir cümle insanın içini rahatlatacak kadar net değildi. Çünkü bu mesele sadece bir ilaç süresi değildi; zamanın kendisiydi.
Annemi izlerken zamanın değişmesi
Günler geçtikçe annem hastane rutinine alıştı. Serumlar, kontroller, beklemeler…
Ben ise her randevuda aynı soruyu içimden geçiriyordum:
“Keytruda kaç sene kullanılır?”
Ama sormaya cesaret edemiyordum. Çünkü bazen soruların kendisi bile kırıcı olabiliyor. Annem güçlü görünmeye çalışıyordu, ben de onun yanında güçlü görünmeye çalışıyordum. İkimiz de birbirimize tutunuyorduk ama kimse gerçekten düşmemek için ne kadar gücü kaldığını bilmiyordu.
Bir gün dönüş yolunda annem bana dönüp şöyle dedi:
“İnsan bazen zamanı saymayı bırakmalı.”
O an anlamamıştım. Şimdi düşünüyorum da belki de ilaç süresini değil, hayatın içindeki direnci kast ediyordu.
Hastane ışıkları altında geçen uzun bekleyiş
Doktorla yapılan o uzun konuşma
Bir kontrol gününde doktorla birlikte daha uzun konuşma fırsatımız oldu. Odadaki ışık beyazdı ama o beyazlık içimi biraz daha ağırlaştırdı.
Doktor, her hastanın sürecinin farklı olduğunu anlattı. Bazı kişilerde belirli bir süre sonra tedaviye ara verilebildiğini, bazılarında daha uzun devam ettiğini söyledi. Ama hiçbir cümlesi kesin bir tarih vermiyordu.
Benim aklımda ise sadece o soru vardı:
“Keytruda kaç sene kullanılır?”
Doktor bunu net bir rakamla cevaplamadı. Çünkü tıp bazen rakamlarla değil, ihtimallerle konuşuyordu.
Ama o gün şunu anladım: Bu soru aslında bir süre sorusu değil, bir güven sorusuydu. İnsan ne kadar dayanacağını değil, ne kadar umut edebileceğini öğrenmek istiyordu.
Evde geçen sessiz geceler
Geceleri ev daha sessiz olur Kayseri’de. Dışarıdan gelen rüzgarın sesi bile duyulur. O sessizlikte düşünceler daha yüksek sesle konuşur.
Annem uyuduktan sonra mutfağa gidip otururdum. Elimde çay, önümde defter.
Bir sayfaya daha aynı soruyu yazdım:
“Keytruda kaç sene kullanılır?”
Ama bu sefer yanına başka bir şey ekledim:
“Belki de doğru soru bu değil.”
Çünkü fark ettim ki ben aslında süreyi değil, iyileşme ihtimalini öğrenmek istiyordum. İnsan bazen korkularını soru gibi gizler.
Umut ile hayal kırıklığı arasında gidip gelen günler
Bazı günler annem çok iyiydi. Sanki hiçbir şey yokmuş gibi gülüyordu. O günlerde içimde bir umut filizleniyordu.
Bazı günler ise yorgunluğu yüzüne çökerdi. O zaman umut geri çekilir, yerini sessiz bir korkuya bırakırdı.
Ben de bu iki duygu arasında gidip gelirdim. Bir gün “her şey düzelecek” derdim, ertesi gün “ya olmazsa?” diye düşünürdüm.
Ve her iki durumda da o soru oradaydı:
“Keytruda kaç sene kullanılır?”
Ama artık o sorunun cevabını dışarıda aramıyordum. Çünkü anladım ki bu soru bir istatistik değil, bir hayatın içindeki belirsizlikti.
Zamanı ölçemediğimiz yerde yaşamayı öğrenmek
Bir sabah annemin daha güçlü kalkışı
Bir sabah annem beni erkenden uyandırdı. “Hadi kahvaltı yapalım” dedi. Sesinde uzun zamandır duymadığım bir hafiflik vardı.
O an fark ettim ki hayat sadece hastane koridorlarından ibaret değildi. Küçük anlar hâlâ vardı. Çayın buharı, ekmeğin kokusu, pencerenin kenarından gelen ışık…
Belki de iyileşme dediğimiz şey tam olarak buydu: büyük bir değişim değil, küçük anların geri gelmesi.
Sorunun değiştiğini fark etmek
O gün defterimi açtım. Uzun süre düşündüm. Sonra ilk defa farklı bir cümle yazdım:
“Keytruda kaç sene kullanılır?”
Ama hemen altına şunu ekledim:
“Belki de önemli olan kaç sene olduğu değil, o yılların nasıl geçtiği.”
Çünkü artık süreyi değil, yaşamın kendisini düşünüyordum.
Kayseri’nin akşamlarında büyüyen sessiz farkındalık
Akşam olduğunda Erciyes’in silueti uzaktan görünürdü. Gökyüzü turuncuya dönerken içimde garip bir huzur oluşurdu.
Hayatın ne kadar kırılgan olduğunu görmek insanı iki şeye zorlar: ya daha çok korkarsın ya da daha derin yaşarsın.
Ben ikinciyi seçmeye çalışıyordum.
Annemin yanında geçirdiğim her gün bana şunu öğretti: bazı soruların cevabı yoktur, ama o sorular insanı değiştirmeye yeter.
Ve ben artık “Keytruda kaç sene kullanılır?” sorusunu bir takvim gibi değil, bir yolculuk gibi görüyordum.
Sonraki günlere taşınan sessiz güç
Yeni bir dengeyi öğrenmek
Zamanla evimizde yeni bir düzen oluştu. Hastane günleri, dinlenme günleri, iyi hissetme anları…
Hepsi birbirine karıştı ama bir şekilde hayat devam etti.
Ben artık her gün aynı soruyu sormuyordum. Ama o soru hâlâ içimde bir yerlerde duruyordu. Sadece şekil değiştirmişti.
İçimde kalan son düşünce
Bir gece defterimi kapatmadan önce uzun süre boş sayfaya baktım. Sonra sadece şunu yazdım:
“Belirsizlik de hayatın bir parçası.”
O an anladım ki bazı sorular cevaplandığında değil, taşındığında anlam kazanıyor.
Ve ben o soruyu artık farklı bir yerden taşıyordum.